rec

7.09.2006, 19:18

zizek'in adieu derrida'da yaptığı konuşmanın ses kayıtları...

perSona, blog | 1 yorum

blog karnavalları

7.05.2006, 00:56

blog karnavallarından haber(imiz) olmalı. adı pek üstünde olmayan, ha bu nasıl karnaval dedirtebilecek gayet net girişimler olan bu karnavallarda, belirli bir tema üzerine yazılmış ilgi çekici, kaçırılmaması gereken blog yazıları, yine o temaya takık ve ilgili blogları aksatmadan takip eden kişiler tarafından bir yazıda toplanıyor, linkleniyor, rapor olarak sunuluyor. rapor diyorsam, takır tukur rapor değil elbet, karnavallığın şanına yakışır bir stil tutturarak, kâh bir pazar eki köşe yazısı laytlığında, kâh bir 'okusun, zihni açılsın, medeti bilen buldursun' pişmişliğinde sunulan carny yazılarla ne yapıyoruz, rastgele linkleri tıkla tıkla sıdken ve adlen sıyıracağımıza, hazıra konuyoruz.

feministlerin karnavalı olmasa göreceğim yoktu belki de, oradan başlayarak felsefe karnavalına, tarihçilerin karnavalına, bilenlerin karnavalına, ulaşmayı düşündüm, bookmarklamakla yetindim. işte konuyla ilgili her şeyin özetlendiği bir sayfa ve de işte mevcut blog karnavalları dizini.

perSona, blog | 2 yorum

kontrpastiş

8.02.2006, 01:35

politik durumlar, sosyolojik olgular, hassasiyetler ve patlayan kitleler hakkında illâ ahkâm kesmek gerekmiyor, zaten şu bağlama şak diye oturacak terimleri hatırlayamayacak, hatırlasam bile şöyle layıkıyla kullanamayacak durumdayım ("politik durum" ne, bir konjonktür diyemedin mi orada?). artık bütün karmaşalar, patlamalar, ayaklanmalar birbirine benziyor, şablon çoktan belirlenmiş, iki ekle, üç eksilt, hep aynı hikâye. biz ezikçi çoğunluğa oturup izlemek, yorumları okumak, karikatürlere bakmak ve gelmeyecek sonu beklemek kalıyor. bu da geçer, üç ekle, beş eksilt, havamızı bulalım.

"birileri düğmeye bastı," demeyi görev edinmiş insanlar var, nasıl heyecanlılar birileri düğmeye bastığı ve onlar da bunu fark ettiği için. o birileri duruma göre ya x'tir, ya y, çıkarılır, mevcut koşullarla uyumlu aksesuarlarla allanır pullanır, önümüze sürülür. ne zaman tarih biz denen birliğin aleyhine yazılsa, yazılayazsa, guguklu saat guguğu misali kafasını çıkartıp, "birileri düğmeye bastı" (repeat x3), "gizli güçler iş başında," (repeat x2) diye öter, kovuklarına çekilirler. yoksa, zaman ilerlemez, piyasa başka türlü dönmez.

adamın biri (bulup yapıştıracağım linkini birazdan) komplo teorileriyle ilgili oldukça yerinde bir tespitte bulunarak, bu komplo teorilerindeki gizli güçlerin lacan'ın küçük a'sına tekabül ettiğini, biz eksik süjeleri ardından deli dana gibi koşturduğunu ama hep hedefi şaşırttığını, matruşka bebekler misali her komplo teorisinin içinden bir başka komplo teorisi, her gizli gücün ardından bir başka gizli güç çıkmazsa sıkıntıdan ölüp gideceğimizi, e sıkıntıdan ölüp gitmek şanımıza yakışmayacağından, o başka komplo teorisi orada değilse bile bizim bir tane üreteceğimizi yazmıştı. ne has adamdı, mevzu büyük Other'dı, hadığz değildi, e bu bağlantıya daha önce de birçok yerde değinilmişti. olsun, zevkli işler bunlar ya, diye okumuştum, yazmak aklımın ucundan bile geçmemişti ama madem buradayım, bu da ilgili link olsun. linksiz olmaz, tadı çıkmaz. o zaman, teşbihte hata olmaz ama temsilde olur diyerek, eeen eski hikâyeye, hikâyelerin asına kafadan link atalım. tanrının sureti olarak tasarlanan adem ve havva, bir günah işleyip cennetten kovulunca, kutsal benzerliğe/aynılığa gölge düşürdüler, ilk günahın lekesini taşıyan defolu modeller oldular. o nedenle, onlar ve devamında bizler tanrının esasını yansıtmamız gerekirken, lekelerimizle birer karikatüre dönüştük. cennetin dışında, bu hayatta o ideale tekrar ulaşıp ulaşmayacağımız test ediliyor şimdi. rahatladık mı? hepimiz karikatürüz desem, huşu içinde birleşir miyiz? /anekdot stop. bence rahatlamayalım, bu hikâyenin altından girip, içinde kalarak etrafı bir kolaçan edelim, üstünden de çıkarız evelallah. bir ara, gizli güçlerin, çarpıtılmış öteki temsillerinin bir türlü ortaya çıkamadığı dizilerimi izleyip, bitirip, rahatladıktan sonra, belki.

perSona, blog | 0 yorum

sanalı sanmak

27.01.2006, 02:33

william gibson'ın neuromancer'ıyla hayatımıza giren ve şimdi hayatın ta kendisi olan "cyberspace" teriminin artık eskidiğini, şimdiki interneti karşılamadığını düşünen wired insanları, başta gibson olmak üzere birkaç bilene sormuşlar, ne diyelim şu cyberspace'e diye. "ubiquitous computing" demiş bir tanesi, infosphere diyen de var, "augmented reality" var, "the world" var. bu terimlerin, infosphere hariç hepsinde sanalla gerçek arasındaki sınırları muğlak, bol gradient yemiş ilişki gıdıklanıyor.

bu yeni terim ihtiyacını anlamak için cyberspace'i teğet geçip direktoman anlamdaşı virtual reality'nin virtual'ının nereden nereye etimolojisini kurcalamak gerek.

virtual reality diye de bildiğimiz şu güzel ortamın esasını ve esansını ne kadar karşılıyor ve bu sanal gerçekliğin yapısı hakkında ne gibi ipuçları veriyor bu "virtual/sanal"? virtual aslen latince virtus'dan gelmekte. virtus, güç/erk anlamına geliyor ve bu hiç de tesadüf değil, çünkü erkek anlamına gelen "vir" kökünden türemiş. o vakit, bu virtus'un önünde sonunda gelip erdem'i karşılayan virtue'ya dayanmasına hiç şaşırmıyoruz. tabii, virtual'ın şimdi üzerinde eğreti duran "gerçek taklidi," "-miş gibi" vb. anlamları üzerine almadan önce çok uzunca bir süre ahlâki bir idealin yeryüzüne indirilmiş modeli olan insanları betimlemek için ("virtual person" kalıbıyla) kullanıldığını da not edelim. (14. yüzyıl sonları). sanal insanların, sopası olmayanlarına (vir aynı zamanda sopa da demek, fallus da demek) "virgin" denmesine, virtual'ın 19. yüzyıldan itibaren iffet (chastity) sahibi kadınlara atfedilen bir özellik olmasına da şaşırmayalım. ama, bu ahlâki ideallerden, erklerden, güçlerden ne vakit cyberspace'lere, sanal gerçekliklere dönüşüverdi bu anlam, işte oraları biraz karmaşık, çok derinlere inip, pek değerli hazinelerle çıkmak olası. köpekleme ilerleyince de az boz bir şey çıkmıyor aslen.

değnek, erkek, erdem, ideal'den kıvrıla kıvrıla gelip virtual'ın günümüzdeki birincil anlamı "gerçeğine yakın bir etkisi olan ama gerçek olmayan"a çatınca, ideal ya da değil oluyor bütün mesele. idealin bir yansıması, görünüvermesi olarak tanımlanan virtual (ideal kişinin yeryüzündeki yansıması anlamına gelen "virtual person" kullanımına flashback yapalım), aynı zamanda namevcut veya hayali olanın gerçekten varmış gibi görünmesi anlamına da geliyor. virtual olmak, bu etkiyi yaratabilme kapasitesine sahip olmak nerden baksan.

cyberspace insanın kendi rızasıyla halüsinasyon görmesi, olmayanı oluyor sanmak istemesi, sanala dalmak istemesi demiş ya gibson, o olmayana, o halüsinasyonun ve o idealin durumuna bir bakmak lâzım o zaman.

Pek baskın olan bir İdeal var elde. Plato'nun başının altından çıkıyor. Gerçek/İdeal aşığı Plato simülasyonları, sanallamaları pek sevmez, mağaradan çıkıp gerçeği görmeyene adam demezmiş (işbu nedenle matrix'i plato ve halefi baudrillard üzerinden okumak çok kolaydır, pek de in olmuştur zamanında). mağaradan çıkınca karşılaşılacak gerçeğin bir başka simülasyon olmadığını nasıl anlayacağız peki, sonsuz bir döngüye girmediğimizi nereden bileceğiz? cevap şu: bilemeyeceğiz, simülasyonu, gerçeğin veya esasın sümüklü, değersiz klonu olarak görmeyeceğiz. o ki, içinde niçe potansiyeller barındırır, olmak değil olagelmektir, diyen bir ses yankılanır bin yayla taraflarında. bir elde ideal gerçeklik, öbür elde tu kaka simülasyon ve sanal gerçeklik yok artık, giderek flulaşan bir ideal ve durmaksızın üreyen simülakrlar var. o nedenledir ki, augmented reality (büyüyen, çoğalan gerçeklik) ve ubiquitous (aynı anda, her yerde olan) computing cyberspace'e mis gibi iki alternatiftir. "the world" ise son noktadır, birkaç sene sonrasında buraların durumunu tam olarak karşılayacaktır. ben de ne o, ne o diyorum.

perSona, vesaire | 0 yorum

musalla taşı

20.01.2006, 04:47

hamlet, babasının hayaleti kendisine göründükten sonra "time is out of joint" diyerek edimsizliğini altetmeye yeltenir ve tereddüt ede ede zıvanadan çıkar ya. "zamanın bağları kopunca, dünya da çığrından çıkmıştır "der kimileri, can yücel'e göre ise çıkan dünyanın çivisidir. şimdi, bu yazının olması için çıkmış olması gereken zamanın çivisidir, "zamanı tutan menteşeler patır patır açılmıştır." hamlet'in zamanın çivisinin çıktığını, zembereğinden boşaldığını görmesini sağlayan, babasının öz kardeşi tarafından öldürüldüğünü öğrenmesi değil, bunu bizzat babasından, bildiğin hayaletten öğrenmesidir. yani, bu 'haunt'ı nasıl çevircez yahu'dan başlayan linkoloji yolculuğunun hamlet dellenmesi durağında, çıkmış olması gereken çivi dünyanınki değil, zamanınkidir. dünyanın çivisi çıktığında "olması gereken" olmuyordur, etiktir, regülatördür, mazlum ahlâkçılığı kokar. e hâliyle hamlet hikâyesi de babasının intikamını alan danimarkalı sümsük prensin hikâyesi olarak okunur.

oysa ki, çivisi çıkan zaman olursa hamlet metni katmerlenir. evine dönen baba hayaleti un-heimlich'i ve unheimlich deneyimini tam karşılar. işe tekin-siz meselesi karışır, curcuna olur, karnaval olur, hayat olur.

tekinsiz olanın görünmesini zamanın çivisinin çıktığının idrakı takip eder. zamanın çivisi çıkınca, hareket-zaman bağıntısı tersine çevrilir der birisi (bağıntı? derim ben), zaman artık şeylerin art arda gelmesi olarak tanımlanamaz, antik zaman idrakını bırak, önce-şimdi-sonradan geç, hamlet'teki zaman olgusuna bir de bu açıdan bak der bir başka ses. hayalet, hamlet'in hafızasıdır, "beni hatırla," der babası, hayalet shakespeare'in sesidir. hamlet hatırlar ve geçmiş, şimdi ve gelecek sırasının, kronolojinin ayarı kaçar. hayalet, hamlet'in benliğine musallat olan ötekidir, hamlet işbitirici olamaz, çünkü hep olasılıkları görür, harekete geçme gerekliliğini sorgular.

hayaletlerle yaşamayı ve konuşmayı öğrenmek gerekir. zaten, hepimiz (dijital çağda, şu anda ve bu perili sitede) hayalet olmuşuzdur.

link her zaman verilmez, metin linkle örülmez.

*haunt=cin olup adam çarpmak ve heimsuchen.

perSona, vesaire | 0 yorum

 
sabit
altıüstü, byte'lı piyade, chatkapi, pagan, spineless, winternet, bildirgeç, hafif.org, kelamtıraş, nahnu, otium, plasticwings, roccofun, siber kültür, aldaily, boing boing, habits of waste,
in these times, kuro5in, media pill, metafilter, monochrom, spark, the stranger, telepolis, ambiguous, feministe, pinoc-
chio theory
, plastic bag, alternet, gazetem, haysiyet,
24fps, cineaste, cinema space, cinetext, film-
philosophy
, film written, images journal,
kinoeye, offscreen, scope, screening the
past
, senses of cinema, sinefil,
sinema defteri,
bitter cinema,
black&white world,
cinecultist,
cinema minima...