sanalı sanmak
27.01.2006, 02:33
william gibson'ın neuromancer'ıyla hayatımıza giren ve şimdi hayatın ta kendisi olan "cyberspace" teriminin artık eskidiğini, şimdiki interneti karşılamadığını düşünen wired insanları, başta gibson olmak üzere birkaç bilene sormuşlar, ne diyelim şu cyberspace'e diye. "ubiquitous computing" demiş bir tanesi, infosphere diyen de var, "augmented reality" var, "the world" var. bu terimlerin, infosphere hariç hepsinde sanalla gerçek arasındaki sınırları muğlak, bol gradient yemiş ilişki gıdıklanıyor.
bu yeni terim ihtiyacını anlamak için cyberspace'i teğet geçip direktoman anlamdaşı virtual reality'nin virtual'ının nereden nereye etimolojisini kurcalamak gerek.
virtual reality diye de bildiğimiz şu güzel ortamın esasını ve esansını ne kadar karşılıyor ve bu sanal gerçekliğin yapısı hakkında ne gibi ipuçları veriyor bu "virtual/sanal"? virtual aslen latince virtus'dan gelmekte. virtus, güç/erk anlamına geliyor ve bu hiç de tesadüf değil, çünkü erkek anlamına gelen "vir" kökünden türemiş. o vakit, bu virtus'un önünde sonunda gelip erdem'i karşılayan virtue'ya dayanmasına hiç şaşırmıyoruz. tabii, virtual'ın şimdi üzerinde eğreti duran "gerçek taklidi," "-miş gibi" vb. anlamları üzerine almadan önce çok uzunca bir süre ahlâki bir idealin yeryüzüne indirilmiş modeli olan insanları betimlemek için ("virtual person" kalıbıyla) kullanıldığını da not edelim. (14. yüzyıl sonları). sanal insanların, sopası olmayanlarına (vir aynı zamanda sopa da demek, fallus da demek) "virgin" denmesine, virtual'ın 19. yüzyıldan itibaren iffet (chastity) sahibi kadınlara atfedilen bir özellik olmasına da şaşırmayalım. ama, bu ahlâki ideallerden, erklerden, güçlerden ne vakit cyberspace'lere, sanal gerçekliklere dönüşüverdi bu anlam, işte oraları biraz karmaşık, çok derinlere inip, pek değerli hazinelerle çıkmak olası. köpekleme ilerleyince de az boz bir şey çıkmıyor aslen.
değnek, erkek, erdem, ideal'den kıvrıla kıvrıla gelip virtual'ın günümüzdeki birincil anlamı "gerçeğine yakın bir etkisi olan ama gerçek olmayan"a çatınca, ideal ya da değil oluyor bütün mesele. idealin bir yansıması, görünüvermesi olarak tanımlanan virtual (ideal kişinin yeryüzündeki yansıması anlamına gelen "virtual person" kullanımına flashback yapalım), aynı zamanda namevcut veya hayali olanın gerçekten varmış gibi görünmesi anlamına da geliyor. virtual olmak, bu etkiyi yaratabilme kapasitesine sahip olmak nerden baksan.
cyberspace insanın kendi rızasıyla halüsinasyon görmesi, olmayanı oluyor sanmak istemesi, sanala dalmak istemesi demiş ya gibson, o olmayana, o halüsinasyonun ve o idealin durumuna bir bakmak lâzım o zaman.
Pek baskın olan bir İdeal var elde. Plato'nun başının altından çıkıyor. Gerçek/İdeal aşığı Plato simülasyonları, sanallamaları pek sevmez, mağaradan çıkıp gerçeği görmeyene adam demezmiş (işbu nedenle matrix'i plato ve halefi baudrillard üzerinden okumak çok kolaydır, pek de in olmuştur zamanında). mağaradan çıkınca karşılaşılacak gerçeğin bir başka simülasyon olmadığını nasıl anlayacağız peki, sonsuz bir döngüye girmediğimizi nereden bileceğiz? cevap şu: bilemeyeceğiz, simülasyonu, gerçeğin veya esasın sümüklü, değersiz klonu olarak görmeyeceğiz. o ki, içinde niçe potansiyeller barındırır, olmak değil olagelmektir, diyen bir ses yankılanır bin yayla taraflarında. bir elde ideal gerçeklik, öbür elde tu kaka simülasyon ve sanal gerçeklik yok artık, giderek flulaşan bir ideal ve durmaksızın üreyen simülakrlar var. o nedenledir ki, augmented reality (büyüyen, çoğalan gerçeklik) ve ubiquitous (aynı anda, her yerde olan) computing cyberspace'e mis gibi iki alternatiftir. "the world" ise son noktadır, birkaç sene sonrasında buraların durumunu tam olarak karşılayacaktır. ben de ne o, ne o diyorum.
in these times, kuro5in, media pill, metafilter, monochrom, spark, the stranger, telepolis, ambiguous, feministe, pinoc-
chio theory, plastic bag, alternet, gazetem, haysiyet,
24fps, cineaste, cinema space, cinetext, film-
philosophy, film written, images journal,
kinoeye, offscreen, scope, screening the
past, senses of cinema, sinefil,

