prozactan geçtim platonda yoktum
18.02.2005, 01:03

Bir kitapevine adres sormak, kalem, ıvır zıvır almak için girmiş olsam bile, incecik de olsa bir kitap, bir dergi, param çıkışmıyorsa da bir broşür almadan çıkınca kendimi rahatsız hissediyor, kendi okurluğumu bırak, tüm okurluk müessesesine ayıp etmiş gibi üzülüp büzülüyorum. Okurluk da, tutkuyla değil de rastgele alıverdiği çoğu kitabı ortasında bir yerlerinde ayraçla (palazlanmış yayınevlerinin her kitabın içine kapağıyla aynı desende bir ayraç sıkıştırıvermesi çok canımı sıkıyor, henüz kullanamadığım bir sürü ayracım bir kenarda boynu bükük duruyor bunların yüzünden) kitaplık rafındaki “güncel okunacaklar” kulesinin en üstüne, ertesi gece yeni ve hazin bir okumaya/bitirmeye hallenme macerasının kahramanı bir başka kitabın altında kalacak şekilde ekleyip, o kitaplar kulesine birkaç hafta boyunca odanın dekoratif demirbaşı olarak boyattıran, sonra tozlarını alıp her birini kitaplıktaki kovuğuna yerleştiren birinin ritüellerine atıf.
Bu kalmış suya çılbır itiraftan yola çıkarak, biriktirme ve kullanılmayan eşyalardan (ayraç tabii) kurtulamama sorunumun anal evredeki işlevsel bir bozukluğa tekabül edebileceğine, yukarıdaki hayali kameralarla alıp veremediklerim bitemediğinden süper egomla kapışmamın hararetle sürdüğüne, ev dışındaki personamla ciddi bir sorunum olduğune, dört bir köşeden ikisinin anca kitaplara layık görüldüğü oyuncakçı dükkanı tüketim mabedi kitapevlerinde ihtiyacım olmayan nesneleri alacak kadar tüketim meraklısı olmamın en pop ifadesiyle içimdeki boşluktan kaynaklandığına varılabilir; ben varmam ama çok isterse bir psikanalist varsın varsın. Temizlik hastalığımı, kesintili melankolimi, laytıyla ağırıyla depresyonlarımı da bonus olarak ekleyebilir. Bunlar şimdilik bir vaka’nın baş harfi S olan meçhul kahramanı olarak raporlarda yer almama yeter de artar bile. Lou Marinoff duysaydı sakalını çekiştire çekiştire "şu işe yaramaz psikanalitik saçmalıklarda kaybolmuş bir zavallısın. Asıl ihtiyacın olan teşhis değil diyalog" derdi.
Kendisinin Amerika’daki temsilcisi olduğunu iddia ettiği felsefe terapisini tanıttığı ve henüz ayracı yememiş kitabına geçelim: Adı “Prozac'ı Bırak, Platon'a Takıl”. Remzi Kitapevinde boş boş dolaşırken kapağına ve adına vurularak aldım. Platon adı okuyucuyu korkutmasın kaygısıyla sanırım, neşeli bir kapak hazırlanmış kitaba; pembe konverslerin altındaki zıpzıp burgaçları, düşünmenin ve diyalogun alttan vuracağına gönderme olsa gerek. Felsefe terapisini bu kitabıyla tanıtan (öyle böyle değil, bir sürü dile çevrilmiş) Marinoff, felsefi uygulamacıların şahı, ya da kendi kendini şah ilan etmiş. Amerikan Felsefi Uygulayıcıları Birliği'nin kuruluş hikayesi linkteki yazıda ayrıntısıyla anlatılıyor, beni şu an ilgilendiren de Marinoff’un kendini nasıl konumlandırdığı, etik duruşu falan değil. Bilinçaltının gücüne vurgun, gizemine hayran, işleyişine her daim yaban, psikanalitik kuramla sevgi-nefret ilişkisinde yarenlik kuran bir düşünen hayvan olarak bu kitabı ve felsefe terapisini bitirip konumlandırabilmek, bir tag (*) takıverip rahatlamak.
Kitap felsefe terapisinin kısa bir tanımıyla başlıyor, belli başlı düşünürlerin ve felsefi akımların tanıtıldığı bir bölümle devam ediyor. İkinci bölümde felsefi uygulamanın nasıl işlediğine örnek olacak vakalar var; evliliğinden sıkılmış bir kadına Lao-Tzu, işinden baymış bir diğer insana Makyavelli, ilişkisiyle ilgili şüpheleri olan bir diğerine de köle-efendi kuramının salık verildiği vakalar anlatılıyor. Bu case-study tabir edilen vakaları okumayı hep çok sevmişimdir, felsefi vakalar aynı zevki vermedi açıkçası, ama bunda Marinoff’un gayet yüzeysel anlatımının da etkisi vardır sanırım. Her müşterinin (onlara hasta değil müşteri demeyi tercih ettiğini özellikle belirtmiş) terapisi ortalama birkaç seans sürüyor ama düşünmeyi teşvik etme sürecinin ve danışman-müşteri ilişkisindeki dinamiğin nasıl geliştiğine dair pek bir ayrıntı yok.
“İhtiyacınız olan teşhis değil diyalog” desturuna gelelim. Felsefe terapisinde akut derecede ciddi olmayan hayati sorunlar karşısında psikolojik tedaviye değil, sistemli düşünmeye sığınma yolu salık veriliyor. Onlarca düşünce sistemi hakkında bilgi sahibi olsanız bile, sizin o anki sorununuza derman olacak birini bilmiyor olabilirsiniz, bildiklerinizi işleyecek kadar ehil olmayabilirsiniz, düşünmeyi bilmiyor olabilirsiniz ve burada yardımınıza felsefi danışman koşar. Kafasında her tür rahatsızlığı veya sorunu bir düşünce akımıyla mı etiketlemiş bu adam diye sorasım gelir. O kadar basit değil elbette, terapi Marinoff’un, -yöntemin felsefi içeriği üzerinde umarsızca ve hatta poparsızca sırıtan- PEACE adını verdiği süreç dahilinde gelişiyor. PEACE’in açılımı: sorun (problem), duygu (emotion), tahlil (analysis), tefekkür (contemplation) ve denge (equilibrium). Sorunu belirliyoruz, bizde uyandırdığı duyguları teşhis ediyoruz, bu duyguları tahlil ediyoruz, tahlilimiz sonucunda ortaya çıkanlar üzerinde derin düşüncelere dalıyoruz ve dengeyi sağlıyoruz. Denge şıp diye sağlanmıyor tabii, sorunumuzun içyüzünü kavradıktan sonra “kendi doğamıza uygun ve getirileri bakımından savunulabilir biçimde hareket etmeye hazır olunca” sağlanıyor. Peace süreci diyalog üzerine kurulu, hem kendinle hem de danışmanla. Psikolojik tedavi de (hastaya prozac, xanax, vs. yazılan psikiyatrik tedavileri kastetmiyorum) diyalog olmadan ilerlemiyor elbet; anlatarak kendin üzerinde düşünmeyi öğreniyorsun, seçtiğin terapistin ekolüne göre bir takım tavsiyeler alıyorsun , hardcore kazıcıysan koltuğa yatıp dehlizlerine froydyen haritaların yol göstericiliğinde dalarak çıkardığın kumları eliyorsun; teşhis edilmiyor, kendinle diyaloga girmeyi öğreniyorsun. Demem o ki, ister felsefi terapi tercih edilsin ister psikolojik terapi, iş kişide bitiyor. Yani efendim, Marinoff'un psikolojik tedaviyi alt etmeye veya felsefi terapinin karşıtı olarak konumlandırmaya çalışırken (benim gözümde) çuvallamasının nedeni içinde kaybolduğu kavram kargaşası. Prozac da neymiş?
Türkiye'de de felsefi terapi yaygınlaşsın istemem mi? İsterim elbet. Düşünme odaları, tefekkür dernekleri, sofist kafeler olsun. Piyasa canlansın. Felsefi uygulama konusunda asıl bakılması gereken yer de şurası olsun. Marinoff'un stilini beğenmedik, yüzeysel bulduk diye felsefi uygulama fikrine çamur atmış olmayalım. Her ne kadar, binlerce yıldan beri uygulanıyor olsa da, kurumsallaşmasının da getirileri olacaktır herhalde.
in these times, kuro5in, media pill, metafilter, monochrom, spark, the stranger, telepolis, ambiguous, feministe, pinoc-
chio theory, plastic bag, alternet, gazetem, haysiyet,
24fps, cineaste, cinema space, cinetext, film-
philosophy, film written, images journal,
kinoeye, offscreen, scope, screening the
past, senses of cinema, sinefil,

