hatırlarken
20.01.2005, 02:08
Microsoft'un yaklaşık iki senelik MyLifeBits projesiyle ben daha demin tanıştım, o da NY Times'da yayınlanan "offloading your memories" başlıklı makale aracılığıyla oldu. okuyup, linklerden takip edip, projenin içeriğini tanıdıkça aklıma üşüşenler bir yana (ki o yan birkaç satır altı olacak her şey yolunda giderse), MyLifeBits adını istemsizce türkçede karşılama girişimlerimi beynim ya da her neresiyse o nokta şu fışkırtılarla karşıladı: anılaaaağr (ferdi özbeğen tonlamasıyla); hayatımdan enstanteneler, bitli anlar, baytlı epizotlar, bin atlı akınlarla üşüşen anılarım, hayatımdan kırıntılar, meemrııiz, like the corners of my mind (barbara streisand'ın hep araya giren burnunun dibindeki kırpışan gözleri ve cadı takma tırnakları eşliğinde), kaç terabayta sığar ki bu hayat? akın hala devam ediyor ama burada kesiyorum, yoksa, anılar üşüşmeye hep hazır: kimini çağırırsın gelir, görevini ifşa edip yeni kılığıyla yerine geçer; bir başkası da içimin jukebox'ı esrarengizliğinde istenmeden gelir, "sen de nereden çıktın, ne alakası var" dersin, bir süre sonra anlarsın ama zaten çoktan başka bir epizoda geçmişsindir ya da koltukta uzanmışsındır, sonrası özele girer (sırf bu çağrışım mekanizmasını çözdüğünü sanmanın verdiği zevk için bile psikanalize gitmelidir belki de). bu anı akını ve hatırlama işi hakkında yazmaya başladı mı bitmez. fazla uzatmadan ve mecaz dehlizlerinde kaybolmadan noktayı koymayı bilmek lazımdır.
MyLifeBits ilginç bir şekilde anılarla ve eskiyle çok da uğraştığım bir dönemde karşıma çıktı. bir arşiv merakıdır başgösterdi son zamanlarda; yazılanlar, okunanlar, fotoğraflar, kenarına bir not iliştirilip bırakılmış boş sayfalar ve evet hepsi de şu bilmemkaç gb'lik hd'de. geçmiş byte'lar üzerinden kendimi yeniden toparlıyorum, re-collection süreci? anımsama da karşılar ama yeniden toparlama daha uygun. yeniden toparlarken yeniden yazmak ne de zor hem. bunlarla uğraşırken ister istemez önceden bir yerlere kaydettiğim bilgilerle karşılaştırma yapıyorum, hafıza türlerine göre kategorize etmiyorum ama istemsizce hatırlarken yine farkına varmadan sınıflandırıyorum. buna adet haline gelmiş hatırlama diyelim. MyLifeBits projesini ilk gördüğümde iç gözümde patlayan barbara'ya da saf anımsama diyelim. pop anımsama da diyebiliriz (var olan her şey duyu, izlenim ve hafıza imgelerinden ibarettir demiş olan hume'u eleştiren karl popper'a da bir popup penceresi açalım). teknolojik imgelerden kaçış yok diyerek bağlamayı da yaptık mı, birkaç satır alta geçebiliriz.
şurada MyLifeBits projesinin power point sunumu var. evet, çok heyecanlandırıcı bir proje, tüm konuşmalarını, fotoğraflarını, yaşadıklarını bir veri bankasına yerleştiriveriyorsun, hayat baytram oluyor, ilk tepki. senden sonraki nesiller, torunun, torban, ya da teşhirciysen elalem, senin hayatını google'latıyor (gerçi bu şimdi de yapılıyor) eğer istersen yaşadıkların tüm detaylarıyla arama motorundan bulunabiliyor. kendi gözlem evin, kendi google'ın, diğer insanlara linklerin. kimilerinin ütopyası gerçek oluyor sanki. yoksa distopya mı?
eski anın avında bir ipucu ararken çektiğim azabın hatrına bile "ne harika proje" diyemem. geçmiş zamanın izindeyken kayıtlı anı şimdiki halimle, istemsizce ve safça imgelemeyi tercih ediyorum. ayrıca power point'in renkleri, cümleleri ve imajları çok kalitesiz olmuş, nasıl derler, çok amerikan, insanı direkt soğutuyor projeden, bu iki. her blogger'ın kanında biraz da Big Brother'lık yok mudur? o da üç.
in these times, kuro5in, media pill, metafilter, monochrom, spark, the stranger, telepolis, ambiguous, feministe, pinoc-
chio theory, plastic bag, alternet, gazetem, haysiyet,
24fps, cineaste, cinema space, cinetext, film-
philosophy, film written, images journal,
kinoeye, offscreen, scope, screening the
past, senses of cinema, sinefil,

