çok iğrenç

7.02.2004, 04:09

İnsanların neyi niçin iğrenç bulduğu üzerine bir araştırma yapılmış, 40.000 denek kendilerine gösterilen benzer iki örnek arasında hastalık veya insani sıvı artığı izleri taşıyanı daha iğrenç bulduklarını belirtmişler. Bu sayede iğrenmenin insanı bulaşıcı hastalıklardan koruyan sağlıklı bir tepki olduğu ortaya çıkmış. Araştırmada özellikle kadınların ve gençlerin iğrenç şeylere karşı daha aşırı ya da abartılı tepki verdiği belirlenmiş. Araştırma başkanı bunu şöyle açıklamış: Kadınlar çocuk taşıyan ve bakımını üstlenen cins olduklarından daha duyarlı olmak zorundalar. Yaşlanıp doğurganlık yetisi azaldıkça iğrenç şeylere karşı duyarlılık da azalmakta. İğrenç olanın özneye yabancı ve öteki kalana ya da normal bağlamı dışında olana karşı doğal bir tepki olduğu da hatırlatılmış.

Öteki ve yabancıya karşı duyulan iğrenme ve dışlama hissi julia kristeva 'nın abject'ini aklıma getirdi. Kristeva hayli karmaşık bir şekilde açıklamış abjecti, ben anladığım kadarıyla şöyle açıklayayım: ne nesne (object) ne de özne (subject) olmayan abject, öznenin kendisini tanıması ve devam ettirmesi için gerekli olan sınırları yıkan şeydir. Örneğin, ceset, bok, sümük gibi somut şeyler veya Auschwitz gibi gizli kuralları yıkan büyük suçlar, tabular ve de dini yasaklar abject'tir.

Özne nesne ayrımıyla alakası da şuradadır: anneden ayrılana kadar bebe kendini onunla bir sanar (doğana kadar da öyledir zaten), özne olması için ayrılması ve sınır koyması gerekir; ilk abject annedir yani. Çünkü o çok çekici bağa dönülürse yeni yeni oluşturulan kişiliğin kalesi yıkılır; zaten dönülemez de, koskoca ensest tabusu kapıda beklemektedir. Anneden kaçılarak babanın temsil ettiği sembolik düzene girilir. sembolik düzen de kendi kendini ikame ettirmek için devamlı yasaklar koyar, kirliyi, tabuyu, günahı belirler. Bir şeylerden devamlı iğrenmek zorundayızdır.

Bir ara alien filmlerine sarmıştım, yaratığın hem anne hem de abject olduğuna dair sıkı bir inancım vardı. Çoğu korku filminde bu abject teması temeldir ve iğrenilen, dışlanılan şey korku salan şeydir. Bir şekilde anneyi de hatırlatır. Hayır şuradan aklıma geldi, bu araştırmada doğurgan kadınların (niye kadınları doğurganlık üzerinden tanımlamak zorundayız acaba?) abject olana karşı daha duyarlı olduğu belirlenmiş ya, kendisi de ilk abject olarak belirlenen kadın kendi kendinden tiskinerek status quo'yu mu koruyor? niye her yerden anne-çocuk hikayeleri fışkırıyor?

Bağlantıyı kuramadım, ama şuradan bağlıyıp, uygun bir zamanda devam etmek niyetindeyim: dün seinfeld'de jerry saçın kafadayken sevilip öpülürken, yemek içindeyken de iğrenç bulunuşunun nedenini soruyordu. Mercimek çorbasından çıkan abject'e ilk tepkiyi bastırıp şöyle bir bakınca o kadar da iğrenç olmadığını düşünüyorum. haha, şimdi de bunu dediğim için kendimden iğrendim. abjectional loop

perSona, vesaire
yorumlar:

ben de inanıyorum ki, insanların "iğrenç"e dair yargılarında ailenin ve tarihin önemli rolü vardır. bizim bilebildiğimiz tarih boyunca temizlikle ilişkilendirilen hep kadın olmuştur. şimdi burada, standart bir aileden, hayatın kişileri, iğrenç addedilenlerden, ikrah etmemeye sürüklemediği bir dönemden bahsediyoruz. doğrudur ki, kişi yaşadıkça, iğrenç olanlar, normalleşir.

temizin ne olduğunu, temizin nasıl olacağını, dolayısıyla temizliği kadın belirler. kişiler sürekli yaptıkları bir işi bir süre sonra daha iyi yapmaya, işin daha derinine inmeye, en azından daha iyisinin ne olduğunu anlamaya başlarlar. kadın da sürekli temizliğin ilgili kişisi olarak "çalıştığından" daha temizin ne olduğunu bilir.

erkek, doğumundan, ailesinden ayrılana kadar mecburen temiz bir eve, temiz yiyeceklere, temiz giysilere alışır. bu belirli hijyen içinde, "iğrenç" olana karşı sınırları da çizilir. erkeğin yaptığı hiç bir temizlik, temiz olduğunu iddia ettiği hiç bir şey, kadın için yeterince temiz değildir, çünkü kadın daha temizi bilir hale gelmiştir. bu durumda ailesinden ayrılıp yalnız yaşayan erkek, kabullenemeyeceği bir pislik içerisinde bulur kendisini, ne kadar temiz yaşasa da annesinin sunduğu gibi veya herhangi bir kadın gibi temiz yaşayamayacaktır.

erkek için bir de şunu söylemek gerekli. evde kalmaya ve temizlik yapmaya alışmış kadının aksine, erkek ailenin dışarıyla bağlantılı bireyidir. dışarısı pistir, gerekirse iğrençtir. erkek (evin erkek çocukları veya aslen baba) bu pislik içinde yaşamaya da alışmak zorunda, pisliği kabullenmekte ve iğrenç olana dair çemberini daraltmaktadır (yağın, kirin içinde çalışmak, bir bardaktan 5 kişinin çay içmesi, içine saç kılı yahut sinek düşmüş öğle yemeğinin atılamaması, ortak lavabo-tuvaletlerin bireysel temizlik anlayışını alt etmesi vs...).

neticede erkek, kendisine muhtaç olduğu temizliği getiren ayşe teyze'ye (herhangi bir kadına da olur), temizi sunan kadına hayran olur ve bağlanır (hatta tekrardan oedipus başlar, annesine bunun için aşık olur). bir ihtimal kadının temizlikteki başarısını kıskanarak veya sırf onunla daha fazla başka şeyler yaparak(!) vakit geçirmek istediğinden, en olmadı kadınsız kalacağı günlerde yeterince temiz olamayacağını bildiği için temizliğe alışmamak adına kadının da iğrenç'e dair düşüncelerini yontmaya, temizlik anlayışını değiştirmeye yeltenir.

anne, babadan dolayı (blog'daki ifadeyle bakımı üstlenen cins olduğundan) ya da herhangi nedenlerle bildiği dışarıdaki iğrenç/temiz olmayan hayattan, şartlardan çocuklarını sakınmaya çalışırken, baba da bir şekilde görevi olan, dışarıdaki hayata çocuklarını hazırlama gayretleri içerisinde iğrenç olana karşı aşırı duyarlılık göstermemeleri için çocuklarını annenin iğrenç kabul ettiği, ötesine geçmediği çizginin ilerisine taşımaya çalışır (ya da nazan öncel çocuklarının çamurda oynamalarını sağlar).

bu çok gizliden gizliye yürütülen bir operasyondur. en küçük örneğini şöyle görebiliriz. mesela anne, her çocuğunun ayrı bir bardaktan su içmesine ses çıkarmaz, bunu yıkamaktan gocunmaz, hatta ayrı bardaktan içilmesini tavsiye eder. baba, su içtiği bardakla çocuklarına da su verir. anne çocuğuna, "bırak elini sürme, pis" dediği zaman, baba "bırak oynasın..." diye cevap verir genelde.baba oğlunun öldürdüğü sinek sayısıyla gurur duyan bir varlıkken anne, öldürdüğü her sinek sonrası elini yıkamaya yönlendirir çocuğunu, gibi...

şimdiye kadar bir çocuktan bahsediyoruz. daha sonra, herhangi bir yaşa gelip de, dışarıdaki hayatla daha fazla vakit geçirmeye başlayan kişi iğrençlik anlayışının değiştirir. ve bu kişinin tamamen hayatın karşısına çıkardığı şartlarla ilgilidir. elbette ki 8 yaşında sokağa atılmış bir çocuğa/kişiye göre, 18 yaşına gelmiş olmasına rağmen ailesinin yanında olan (ailenin yaşam şartlarına da bağlı olarak) iğrenç olana göre hassasiyeti daha fazladır.

herhalde bu araştırma "standart insan"lardan bahsediyor. standart insanların neyi iğrenç bulduğundan. seinfeld'de de jerry "standart bir insan" formuna dair konuşuyordu. benim hayatım uzun zamandır "standart insan" ve ailelerden uzakta, tamamen bunların uzağında bir yaşayan bir paydaya dahil olduğundan; televizyonda gördüğüm insanlarsa sanırım standart insandan bir hayli farklı yaşamlara örnek olduklarından standart bir insan hayatı nasıldır bilemiyorum. kendimden bildiğim, evvelce iğrenç dediğim şeyleri, elimi sürmeyeceğim şeyleri, şimdi görmezden geldiğim bir hale evrildiğim. doğurganlık yetim var mıydı bilmiyorum ama varsa henüz azalmadığına eminim. kısacası iğrençliğe karşı duyarlılığı hayat şartları belirler.

kadın, elbetteki çocuk taşıyan ve bakımı üstlenen tür olduğundan daha duyarlıdır. başkanın bu sonuca varmasındaki sebep, yaşı geçmiş kadınların, testlerde daha az duyarlı olmaları mıdır acaba? öyleyse bu da eksik bir çıkarım olur. kadın, gençken, hani daha doğurganken ve hatta belki erkeğe göre çok daha ileri yaşlarına kadar daha korunaklıdır, koruma altındadır. ailesinin, çevresinin koruması altındadır ve yalnızsa bile kendisini sakınır. durum itibariyle aynen koruma altında olan çocukta olduğu gibi, iğrençliğe karşı daha duyarlıdır.

bir de şundan bahsedelim. kişiler yaşadıkları çevrede yarattıkları izlenimlere alışır ve bunu yıkmamak için davranışlarını devam ettirirler. mesela aykut edibali çevresinde kırmızı renk giysilerden hoşlanan biri olarak tanınıyorsa, çevresi onu kırmızı renk giysilerden hoşlanmaya devam etmeye doğru itecektir. ona kırmızı renk giysiler alacaklar, "aa aykut da kırmızıyı çok sever di mi aykut" gibi kırmızı giysilerin bulunduğu yerlerde ondan bahsedeceklerdir. aykut belki artık hoşlanmıyordur, ama herkese bunu kabul ettirmek pek kolay olmadığından hoşlanmaya devam eder. bu tam iyi bir örnek olmadı, yer varsa sanırım durum, hoşlanılmayan şeylerle ilgili, çevrede yaratılan izlenimler değiştirilemiyor. coşkun erdem, patatesten nefret eden bir insandır. dünyada bir tek patates kalsa yemeyeceğim demektedir hatta. çevredekiler onun bu "garip" isteğini bilirler, ona bazen yemesi için ısrar eder ve tepki görürler, bazen de yemeyeğini bildikleri için ona ayrı bir şeyler önerirler. bu coşkun erdem'i "farklı" yapar ve coşkun, neden yemediğini hiç sorgulamadan patatesten nefret etmeye devam eder. kendisini tanıyan birilerinin olmadığı bir yerde, bir yurtta, askerde, otede, karavanada coşkun eminim ki patatese kadar bu kadar duyarsız davranmayacaktır. yani bu ne demek? bu, kişiler iğrenç olana karşı duyarlılıklarını, çevrelerindeki insanlarda kendilerine dair iğrençlik yargısını bozmamaya gayret eder ve iğrenç dedikleri şeylere iğrenç demeye ve onları iğrenç bulmaya devam ederler. bu ancak zor şartlar altında değişebilir.

insan her halükârda kendisini seven bir canlıdır. kendi vücudundan, kafasından dışarı çıkan her şeyi beğenir, özel tutar. herkes kendisinin tanrı'sıdır. tanrı, bir parçası, hatta "s.çtığı b.k" olan insanın, istisnai bir varlık olduğunu söyler. insan için kakası bile, istisnaidir. neticede, insan kendi abject'lerinden tiksinmez. buna karşın kendisi haricindeki insanlara dair abject'ler ona iğrenç gelir. bir insanı da başkasının kakasından iğrenmeyecek hale getirecek olan ya ebeveyn olması, yahut hakikatten aşık olmasıdır.

misalen benim, saçlarını sevdiğim bir insan yemek yapmışsa, yemekte onun saçını görmem iğrendirmez. ama yanımda saçlarını sevdiğim bir insan olmasına rağmen, dışarıdan söylediğim bir çorba, içinde saç kılıyla gelirse, abject falan dinlemem kuru ekmek yerim. veya o çorbayı yemeye ancak canım-cicimlerle ikna edilirsem -o da belki- katlanırım.

düşünüyordum, uğradım.
elimden, kaçtı, engel olamadım.

uygun bir zamanda devam etmeniz umuduyla.


bir de şunlar var:

disgust: theory and history of a strong sensation
The Cyborg is not a post-body human: abjection and the posthuman body
Bodies in Transition
How Kristeva's theory of abjection works in relation to the fairy tale and post colonial novel: Angela Carter's The Bloody Chamber, and Keri Hulme's The Bone People

schizolobo, February 13, 2004 12:53 AM

evet iğrenme sosyalleşme sürecinde öğrenilen bir histir, yalnızken başkalarının yanında iğrendiğimiz çoğu şeyden iğrenmeyiz mesela, ya da aykut'lan çoşkun örneğinde olduğu gibi bunu üzerimize giyerek kendimizi aslında iğrenmediğimiz şeylerden iğrenirken buluruz. bu işin çocukluktan başlayan ve sonra devam eden personaic bölümü.

alien'a gelirsek sonlara doğru ripley tamamen özdeşleştiği yaratıkla bir olur, ona dönüşür, onu doğurur, her sonda öldürür. yaratığın yumurtaları arasında yattığı o vıcık iğrenç sahnede abject ortadan kalkar, doğuma geri döner. bir tarafta pis olan, devamlı yumurtlayan arkaik vagina dentata anne'ye açılan savaş vardır, bir tarafta da hijyenik ve soğuk bilgisayar Anne vardır. Filmin bir iyi-kötü savaşı teması üzerine oturtulduğunu söylersek, sonunda kimin kazandığı da muğlaktır. ben buna alien üzerine bir blogla devam etmek isterim. şimdi hem uğrayıp yazdığınız için hem de linkler için teşekkür edeyim dedim.

perSona, February 13, 2004 01:51 AM