nerede benim bakışım?
30.01.2004, 03:41
rosanna arquette'in 2002'de çektiği bir belgesel olan searching for debra winger'da 40 yaşını aşmış aktristlerin hollywood'da rol bulamaması, bir nevi çöpe atılması sorunu, 30 kadar aktristle yapılan söyleşilerle irdeleniyor. filmin adını debra winger'dan almış olmasının nedeni de, debra'nın 1996'da hollywood'la bağlantısını kesmiş olması. şimdi bu güncelliğini yitirmiş bir haber ama, geçen hafta bizim televizyonlarda "yaşlı aktristler birleşiyor" gibi bir başlıkla ve sanırım bu belgeselden de pek söz edilmeden niyeyse pişirilip sunuldu. ben actresses unite vs. keywordlerle google'lattım fakat bir şey bulamadım. her neyse, konu birleşip birleşmemeleri değil, 40'ını aştığı için piyasa değeri düşmüş aktrist sorunsalı.

hasan bülent kahraman da bu haberi görerek radikal'deki köşesinde bir yorum yazmış ve laura mulvey'in meşhur 'visual pleasure and narrative cinema' (1975) makalesini referans almış. sonuçta da şöyle bağlamış; sinema cinsel bir edimdir, bakmak erkeğe özgüdür ve seyirciler bakabilecekleri güzel nesneler istiyorlar. Hasan Bülent Kahraman bir erkek olarak, 40'ından sonra arzu nesnesi olmayan kadın sorununun Hollywood yansımasını, ne kadar acı olduğunu belirtse de, mulvey'in makalesindeki fikirleri onaylayarak ve kendi görsel hazlarını örnek vererek yansıtmakta kendince haklı. Yazısını okurken aynı Mulvey'i okurken olduğu gibi bir umutsuzluğa ve öfkeye kapılıp gidiveriyorsun. Hem bu duruma karşı hem de yazıla yazıla artık onaylanan aktif-erkek-özne/pasif-kadın-nesne ayrımının orta yerinde, pasif bir kadın okuyucu (ve seyirci) olarak kendini koyacak pek bir yerin olmuyor.
Gidecek yer için önce Mulvey'e bir dönelim. Mulvey'nin visual pleasure and narrative cinema makalesi (psikanalitik) feminist film teorisinde bir dönüm noktası sayılır; bakışın maskülenliği ve bakılan nesnenin dişilliği freud'un ve hamisi lacan'ın teorileri üzerinden gidilerek kurgulanır.
Sinemanın cevap verdiği cinsel hazlar ve temel ihtiyaçlar, en başta diğer insanlara bakarken alınan cinsel haz olan skopofili, daha sonrasında anneyle özdeşleşerek kendini dünyanın bir tanesi sanmanın perdedeki karaktere bakarken ikame ettirilmesiyle bir kendinden geçmeye yol açması olsun. Laura Mulvey'e göre skopofiliyi güzel ve insanın aklını başından alan kadın karakter, özdeşleşmeyi de o karakteri kendi cinsel nesnesi haline getiren mükemmel erkek karakter sağlamakta. Erkek seyirci kendini bay mükemmelin yerine koyarak kadın karaktere onun ve kameranın gözünden bakarak hazzını alır. kadın seyircinin sinemadan nasıl bir haz aldığına pek değinmeyen mulvey, bu durumun tersine dönmesinin mümkün olmadığını, bakış nesnesinin erkek, özdeşeleşilecek karakterin de onu erotik nesnesi haline getiren güçlü kadın karakter olacağı filmlerin patriyarkal kültürde mümkün olmadığını söyler ve bitirir. Kendisi daha sonra çektiği avant-garde filmlerde bu yapıyı alaşağı etmeye çalışmıştı.
Patriyarkal açıdan bakmanın erkeklere rezerve olduğunu ifade eden Mulvey'nin makalesinde kadından sadece erotik nesne olarak kurgulanması bağlamında bahsedilir. Kahraman'ın yorumunda ve bu haberde de yine bu nesneler mevzu bahis. Bu haberdeki gizli özneler de seyirci erkekler. Sanki seyirci konumundaki kadının karışmaması, kenardan izlemesi gereken bir oyun dönüyor. Kadınlar da mı artık bu yaşlı ve tedavülden kalkmış aktristleri görmeyi istemiyorlar, yoksa yapımcılar mı Hollywood'la özdeşleştirilen fetişi sun, hayal kurdur, devam ettir mottolarına bağlı kalıyorlar?
Özne kadının maskülen bir pozisyon almadan bakma hazzını yaşaması mümkün müdür sorusuna gelelim. Mulvey, bu makalesinden birkaç sene sonra bir hesaplaşmaya giderek, kadının bakışının ve alacağı zevkin erkeğin yerine geçerek kendisine sunulan mazoşist pozisyonu kabul etmek olduğunu, bu psikanalitik çerçevede, kadın başına (film vb.) izleme eyleminden çatır çatır zevk almanın imkansız olduğunu yazmıştı.
Psikanalitik teorinin aktif erkek-pasif kadın ikiliği çerçevesinde bu sonuca ulaşılır ama bu ikiliği tekrar etme yoluyla patriyarkal karşıtlıkların da yeri sağlamlaştırılır. Gender bu karşıtlıklar üzerinden işleyen bir kavram değil, kurgulanan cinsel kimliğe karşı çıkış, rol modelleriyle oynayış vs. için psikanalitik film teorisinin bu karşıtlıklarının işleyişini (ödipal hikayenin öneminden başlayarak) bozmak gerekir.
Ve fakat, en başta bahsedilen bu 40'ına geldi mi arzu nesnesi olmama sorunuyla kendince başa çıkan ve bu işgörmezliği birkaç sene erteletebilen aktristlerden sadece biri (o da salma hayek) belgeselde aklı başında bir şey söyleyerek, hollywood'da daha fazla kadın yönetmen ve senarist olması lazım demiş. Gençti, yaşlıydı, özdeşeleşemedim, arzu edemedim, oldu bitti derken teorinin ödipal bataklarında film izlemekten ve rol yapmaktan alınacak hazzın da iğdiş edilmesine karşı lifelong actresses against the male gaze
"Psikanalitik teorinin aktif erkek-pasif kadın ikiliği çerçevesinde bu sonuca ulaşılır ama bu ikiliği tekrar etme yoluyla patriyarkal karşıtlıkların da yeri sağlamlaştırılır. Gender bu karşıtlıklar üzerinden işleyen bir kavram değil, kurgulanan cinsel kimliğe karşı çıkış, rol modelleriyle oynayış vs. için psikanalitik film teorisinin bu karşıtlıklarının işleyişini (ödipal hikayenin öneminden başlayarak) bozmak gerekir"
paragrafını biraz daha sadeleştirip açarmısın?
contravener, February 6, 2004 10:10 PMtabii ki. psikanalitik kuram tarafından önerilen aktif erkek-pasif kadın ikiliği ya da karşıtlığı kültürel olarak koyulmuş bir ikiliktir. bu işlerin doğası budur, böyle yaratılmışız diyerek psikanaliz tarafından belirlenen bu roller içselleştirilir ve her tarafa siner. örneğin feminist film teorisinde, özellikle de mulvey'nin bu makalesinden sonra, filmler hep nesneleştirilen kadın üzerinden incelenmiştir ve eleştirilmiştir. bakarak zevk alan erkek ve sergilenerek zevk nesnesi olan kadın (bak devamlı bir özne/nesne karşıtlığı var) kültürel olarak empoze edilmiş bu karşıtlığın yerini daha da sağlamlaştırıyor.
gender denilen kültürel cinsiyet de böyle bir şey, senin kültürel cinsiyetin önünde sallanan veya eksikliğini duyduğun bir organla ve ona sahip olma/olmama durumuna göre verilen rollerle kurgulanacak bir şeyden çok, sınırların daha belirsiz, genellemelerin daha ender olduğu bir cinsel kimlik olmalı. biyolojik özcülük (essentialism), her tür özcülük gibi ya herro ya merro durumunu zorunlu kılar. bu da her şeyi çok sıkıcı hale getirir.
şimdi bu kültürel cinsiyeti katı haliyle sağlamlaştıran temel ödipal hikayedir. freud her ne kadar olan durumu açıkladığını belirtse de, ödipal hikayenin daha en başından penis eksikliği üzerine kurulması, kadını da onun eksikliğiyle tanımlaması erkekliğin önemini arttırır-patriyarkalleşiriz - her şey penis ve iktidar etrafında döner yani. ödipal hikayeyi temel alan incelemeler yaptıkça patriyarkal iktidarı daha da sağlamlaştırırız. bu ödipal hikayeye atfedilen önem bozulmalıdır diyorum ben; özellikle de sinemada, kadın seyirciye verilen pasif rol veya olmadıysa erkeğin yerine geçerek maskülenleşme ve zevk alma seçeneğinden başka seçenekler de olmalı... demeye çalışmıştım.
umarım açıklayabildim?
perSona, February 6, 2004 11:18 PMödipal =oedipus
patriyarkal =ataerkil
yüzünden ekstradan da kafam karışmıştı.
Ama zannedersem anladım.
Aslında eleştirin Freud'a ve Freud'un fikirlerinin haddinden fazla bir çoşkuyla kabul edilmesine. Kendisi zaten elektradan söz etmeyip olayı tek yönlü çizmiş.
Üstüne birşey söyleyebilecek bir birikime sahip değilim. Sadece Freud'un diğer fikirleri de bana tamam budur dedirtmiyor. Yukarıda örneklediğin şekilde Freudun fikirleri 20 yüzyıla şekil veriyor. O yüzden insanlığın Freud'u dünden razı kabullenmesi bence ayrıca irdelenmeli.
contravener, February 7, 2004 01:09 AMyok ben de freud'u direkt eleştirecek kadar birikimli olduğumu iddia edemem. zamanına göre çok has bir adam ve birçok önemli teori onun fikirlerinin satır aralarından çıkmış. ilk psikanaliz kazısını yaptığı meşhur divanı görünce heyecandan gözlerim yaşarmıştı. bu da anektod olsun. ama evet, her zaman satır aralarının okunması gerekir diye düşünüyorum.
perSona, February 7, 2004 02:16 AMin these times, kuro5in, media pill, metafilter, monochrom, spark, the stranger, telepolis, ambiguous, feministe, pinoc-
chio theory, plastic bag, alternet, gazetem, haysiyet,
24fps, cineaste, cinema space, cinetext, film-
philosophy, film written, images journal,
kinoeye, offscreen, scope, screening the
past, senses of cinema, sinefil,

